taharet bezi

çocukluk dönemimde o zamanın 50-60 lı yaşlarındaki insanların evinde fix bulunan (yani dede babanne evi gibi) aparattır. 6 yaşımda bile nasıl ya deyip hiç anlayamamıştım. kurulamak bu kadar zaruri bir ihtiyaç mıdır anlamış değilim.

joe satriani ye gitar ogreten adam

erkan oğur'a dünyadaki en iyi gitarist kim diye sorunca "ercüment ortaçgil" cevabını veriyor. gitar çalmayı bülent ortaçgil'in abisinden öğrenmiş çünkü.

satriani'yi bilemem ama steve vai'ye perdesiz gitar dersi verdiği söylenen bir adam var. o da erkan oğur.

hugo chavez

şov adamıdır. neymiş efendim, cesurmuş da israil büyükelçisini siktiretmiş, öyle demiş böyle demiş. bu bizim başımızdakilere de örnek olsunmuş.

arkadaşım şimdi en düz adam bile akıl eder. meselenin 2 boyutu var. birincisi israille biz aynı coğrafyadayız. sonuçta ortadoğu bizi her türlü ilgilendiriyor. diplomatik ilişki kesmek öyle sanılanın aksine çok da kolay bir şey değil. ikincisi olaya parasal bakarsak kaba bir hesapla:

türkiye'nin 2008 itibariyle dış ticaret hacmi 286 milyar 974 milyon dolar. israille yapılan ticaretin hacmi 1,5 milyar dolar 2008 için. 2009 için 2 milyar dolar olması bekleniyor. öyle bakınca 1,5 a 268 az gelebilir.yüzde birden bile küçük di mi. ama işte o ticareti yapan adamlar bir şeyler üretiyor, ya da bir şeyleri ordan alıp burda satıyor. bu sırada işçi istihdam ediyor, tüketiyor, tükettiriyor.

ister sev ister sevme money talks bebeğim. para paradır. paranın sermayenin yeşili kırmızısı olmadığı gibi katili, şerefsizi de olmaz.

para bir yönü ve belki de ufak bir yanı.

chavez için ordan artislik yapmak kolay. şimdi bu tayyip'in çıkıp uruguay'ın elçisini kovması gibi bir şey. neden. çünkü uruguayla ilgimiz yok. tek bildiğim şey ilk dünya kupasını kazandıkları bir de alvaro recoba. o kadar lan.

he chavez nası top oynuyor derseniz, iş değişir. iyi oynuyo hakkaten o cüsseye rağmen. sağdan soldan vızır vızır balili gibi maşşallah.

ataturk milliyetciligi

1900'lerin başından beri milliyetçilik anlayışının değişmediğini kim söyleyebilir? en başından beri de atatürk milliyetçiliğinin tatmin edici olup olmadığı da tartışmaya açık bir konudur ama, diyelim ki o gün için en mükemmel, en ideal olandı. ve atatürk bunu uyguladı hedefledi, öyle olmasını istedi. ileriyi göremediği için burada atatürk mü suçludur? hayır.

görüyoruz ki artık bu milliyetçilik anlayışı çıkmazda. yemiyor. bu yanlışta ısrar etmek atatürk'e saygı mı demek? hayır bence aksine. atatürk'ü sevin, sevmeyin, eylemlerini düşüncelerini olumlu bulun bulmayın, tartışmasız bir gerçek var. o da atatürk'ün bir devrimci olduğudur. yaşaysaydı, kurduğu sistemi sonsuza kadar sürdürecek miydi sanki? "tamam ideal sistemi kurduk önümüzdeki 1500 sene bu değişmeyecek" mi diyecekti? futbolda bile 10 senelik bir periyoda bakınca sistemlerin değiştiğini görüyoruz. eskiden ön libero yoktu. şimdi 2 ön liberosuz takımlar hiç bir şey yapamıyor.

kraldan çok kralcı olmak diye bir laf var ya. sanki bu durum için söylenmiş. atatürk yeniden dünyaya gelip kendisini savunanları görseydi kahrından yine ölürdü eminim. çıkarlarını korumak isteyenler araya atatürkçülüğü koyuyorlar çünkü.

allah

allah'ım...

güzel rabbim. biliyorum bir imtihan dünyası. o yüzden bazı kısıtlar var. mesela irade var.

ama keşke hepimizin beynine bizim mal, aciz, kafası basmayan, küçük canlılar olduğumuzu kazısaydın. bizim her şeyi anlayabilecek kadar müthiş varlıklar olmadığımızı doğuştan kabul etmiş olarak dünyaya gelseydik.

o zaman bazılarının anlaması da kolay olurdu.

bu su hic durmaz

platonik aşk 2 cümleyle ancak bu kadar güzel anlatılabilir:

sen hep kendine önlemler aldın
ben kendime yasaklar koydum

işte bu yüzden şarkı çok iyi. oğur'un sololar da ayrıca yürek dağlar, bu 2 cümleyi de o gitarıyla söyler adeta.

herkesin gorusune saygi duymak

bir ara başlamış ve sonrasında pek moda olmuş eylem.

"abi benim her fikre saygım var, düşünce özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne inanıyorum" diye bir trip çıktı.

ve bu akım neden bu kadar tutuldu biliyor musunuz? kaypaklıktan efendim. doğruyu söylemek gerekirse ben de yıllarca tartışmalar da hep bu ekolden faydalandım. sanki bu lafı söyleyince böyle aşmış, aydınmışsın gibi bir hava katıyor çünkü. ama günler geçtikte baktım ki, gerek sözlüklerde, gerek alakasız insanlarla sohbet ederken bu ifade özgürlüğünün bokunun çıkartıldığını gördüm.

bu ifade özgürlüğü bokuna dayanarak insanlar çok iddialı olmaya başladılar. böyle yuvarlak konuşmaya devam ederek bir bok anlatamıyacam belli oldu. somut örnekle anlatayım. gerek ekşi'de gerek diğer sözlüklerde özellikle allah, kitap, peygamber üzerine saçma sapan başlıklar açılıyor. inancı sorgulayan, sorgularken bir halt bilmeden, her haltı reddetmek, adeta yaradanın açığını arayan yazılar yazılıyor.

yeri geliyor bir ayeti alıyor, şurası şöyle saçma diyor, yeri geliyor kuran kendiyle çelişiyor diyor. işin kızdığım tarafı şu. adam bunu felsefi bir amaçla yapmıyor. arka arkaya geçen 10 cümlenin 2 cümlesini alıyor, onun üzerine yorum yapıyor. sonra da bokmuş gibi onunla gururlanıyor. ya da kulaktan dolma bir bilgiyle peygamber 9 yaşındaki kız çocuğuyla evlenmiş diye yaygara koparıyor.

derdin ne dostum? ben sana söyliyim. senin olayın inanmamak değil. yani bir tercih, bir seçim değil. senin derdin inanmamanın sebeplerini elaleme ispat etme kaygısı. içini rahat ettirme çabası. senin ben inanmıyorum, mantıklı bulmuyorum diyerek için rahat etmiyor ve kalkıp kıt bilginle bir şeyleri ispat etmeye çalışıyorsun. senin olayın yaptığına bir meşruiyet kazandırma çabası.

ve daha da beteri karalama çabası. inananlara, sırf inandığı için yafta vuran bir adamsın sen. bu hangi inanç olursa olsun.

işte bu yüzden dostlar, böyle mallar yüzünden dostlar... ben de her görüşe saygılı olmanın imkansız olduğunu düşünüyorum.

çünkü bu tipler, her boka müdahale isterler. o yobaz, sen başörtülü okula girme, sen öyle yapma, o böyle edemez, çünkü cumhuriyet elden gider.

ama iş inanca gelince onda dur durak yoktur. ne kadar dalga geçebilirsek, ne kadar aşırılığa kaçabilirsek, o kadar akılcı bireyiz di mi anasını satayım.

inanmıyorum o yüzden artık. saygıyı bilmeyen malları gördükçe, gerçekten bazılarının saygıyı haketmediğini görüyorum.

coktular ama hic yoktular

gece yalanları albümünde en sivrilen şarkı.

vay abimize yamuk ha

kaygısızlar dizisinden bir replik. kültiginin yanındaki salaklardan birisi söylüyordu. kültigin ve çetesi bir üzerinde "gavurca" yazılar olan haritayı burcu'ya okutmaya giderler.

-ama bu fransızca ben okuyamam
+vay, abimize yamuk haa

islami elestiren entry okumus musluman ofkesi

bakın bende müslümanım ama bence kuran'ın tutarsız yanları var. bakın elhamdülillah ben de müslamanım ama islamda şeriat diye bir şey yoktur. bakın ben de müslümanım ama peygamber de 9 yaşında kızla evlenmiş, bunları eleştirmem lazım. bakın ben de müslümanım hem de öyle bir müslümanım ki peygamberiydi, alimiydi bunlar hep gericidir hep yalandır. ben olana itaat edemem. herkesin allah'ı kendinedir. işime gelene taparım işime gelmeyene bunlar kuran'da yok derim, o yüzden süper ilericiyimdir. manyak modernimdir.

yaşar nuri'ye zekeriya beyaz'a sonuna kadar hak veririm. çünkü onlar gerçek modern din alimleridir. dini günümüze entegre edebilmişlerdir.

içkimi içerim, ama günah değildir. bi kere onun sarhoş edecek kadarı haramdır. zaten ben hiç sarhoş da olmam.

hadislere inanmam, kuran yeterlidir. ondan da işime gelenini alırım. başta da dedim ya, din bireyseldir. herkesin inancı kendine.

bakın ne kadar süper müslümanım. sizde böyle olun. inancınız eleştirilmesinden korkmayın. çünkü zaten din dogmatik değildir. eleştirilmeye açıktır. hiç kimsenin yumuşak karnı falan da değildir.

ben dini eleştirince kızanları anlayamıyorum. hayret yav.

atatürk eleştirilemez mesela. çünkü bizi kurtardı. hem kanun da var. şimdi atatürk'ü eleştirdiler mi kızsanız anlam verebilirim. ama dini eleştiren birisine nasıl öfke duyabilirsiniz? bu yobazlıktır.

charmeleon

ergen bir pokemondur. charmender gibi ota boka kuyruğundaki ateşi sönmez. hem de yakışıklı efendi bir pokemondur. pokemon olsam verirdim.

daniel gonzalez guiza ile recep tayyip erdogan arasindaki farklar

birisi forvet oynar. tek adamdır. dayyibim ise bir başına takım maşallah.

seviyeli iliski

an itibariyle girmek istediğim ilişkidir. bu yüzden seviye belirleme sınavı açıyorum.

kpss-3 puan türünden 80 ve üzeri alan adaylar açacağım sınava girmek için başvurabilirler. başvuran adaylardan kpss puanına göre ilk 300 kişi sıralanacaktır ve sınava girmeye hak kazanacaktır.

seviye belirleme sınavı yazılı şeklinde olacaktır. test yapmıyorum ki sonra kimse kaydırma yapmışım hayatım kaydı diye bana gelmesin. sınavdan geçmesine karar verdiklerimle mülakat yapıcam.

tüm bu elemelerden sonra gerekli yeterlilikleri sağlayan birisini bulmuş olursam, kendisinin bana sevgilim demesine hak vericem. ben de kendisine nar danem, yeeiiivruum ve oh bebek diye hitap edeceğim. peşinen söyliyim.

yanlislikla mirkelam dinlemek

öncelikle söylemem gerekir ki, mirkelama karşı bi aşağılama içine girmiycem. müziğini sevmem. bi tanışıklığımız da yok. belki süper adam. ama ben müziğini sevmem cano.

şindi böle hararetli hararetli entry girerken altta winamp dıngır dıngır ötüyor ya. o an winampa tıklayıp sesi kısmaya ya da şarkı değiştirmeye kalksam, gitti o entry. çünkü ben entryi böyle konuşur gibi yazmayı severim. dıgıl dıgıl sıçarken beynimden sözcükleri, orda çalan mirkelam da olsa, beni bölmesine izin vermem. ama istemediğim halde mirkelam şarkısına aşinalık kazandım hatta dilime dolandı. nabayım ben şimdi ey sözlük. bi entry giricem diye amına damına koydum kendi sinir sistemimin.

e hocu sevmiyon da ne arıyo mirkelam derseniz bilmem bilemem. bu soru karşısında apansızca yatağıma girer, battaniyemi üstüme çeker ve umarsız bir çocuk gibi için için ağlarım.

musteri daima hakli degildir siz iyisi mi efendi olun

bir dükkan sahibi olursam dükkanımın baş köşesini süsleyecek özlü söz adayı. adayı diyorum zira ben bunu buraya yazdıktan toplum benimserse özlü söz olacak.

şimdi bi kere müşteri daima haklıdır lafı hiç inandırıcı değil. müşteri lavuğun tekiyse esnaf ne yapsın. iki kişinin bildiği nasıl sır değilse, haksızlığa karşı da ses çıkarmamak büyük ibneliktir. bakın ben bunu 25 dakika düşünerek yazdım. özlü söz olmadı. bu olmadı da üsttekinden umutluyum bi nebze.

emin colasan

ister önyargılı, ister yobaz, ister işbirlikçi ve ister kafadan mal diyin.

bu adam kötü adam abi. düz mantık. bak şimdi şu resme. öle herahngi gördüğüm bir resminin linkini verdim.

http://www.internethaber.com/images/news/45053.jpg

tipe bak, bu adam iyi olabilir mi ya? kendisi okuyorsa vallahi kusura bakmasın. rencide etmek gibi bir amacım yok. insanların suratına bakarak hüküm vermek de biraz şerefsizliktir tamam. hatta daniskasıdır.

amma velakin bir bak be hacı o resme. diyemeden duramıyorum. bu adam iyi adam değil.

bakın bir nuri alço'ya. adamın tecavüzcü rolü üzerine yapışmış. ama bakınca ne kadar efendi adam. rolden sıyırınca ne kadar efendi adam. bak coşkun da öyle değil söyliyim. onda da iyi adam tipi yok.

sonuna bir "bence" eklemeyi bir borç bilirim. mesnetsiz bir iddiam olabilir. * * zira hayat görüşünden tamamen sıyrılarak yapıyorum bu yorumu.

sik kafali japon askeri

-hacııı ironi diye bişiy öğrendim, süper lan bak
+ney lan o ütü mü?
-yok ya böyle her şeyi tersten falan söylüyom, ama aslında onu kastetmiyom
+hahaha ne komiksin yahu alem adamsın
-dur bak 1500 tane şöyle entry gireyim, ne de güzel dikkat çekiyorum hahaha hehehe uhahaha

kapitalizmi kufur zanneden mallar

kapitalizm sözcüğünü adeta bir küfürmüş gibi algılayan, siyasi görüşünden ziyade mallığından, cehaletinden sap sap konuşan denyolardır efendim bunlar.

şimdi en başında şunu söyliyim. başlıkta mal dediğim güruh, liberal çizgi dışındaki herkes değildir. örneğin sosyalist modeli kendine yakın bulan, öyle düşünenlere değil lafım.

liberalizm, kapitalizm, sosyalizm, komunizm gibi kavramlardan zerre haberi olmayan, ömründe hiç bir şey okumadığı gibi donanımlı birinden bile bu konular hakkında hiç bir şey dinlememiş bünyeler var. olabilir, olmasın mı? benim anam babam okumuş mu sanki? ama öle denyo denyo her boka da yorum yapmıyorlar işte. efendi efendi dinliyorlar.

sırf arkadaş çevresinde böyle solcu gibi takılanlar var diye benim bu mal diye tabir ettiğim insan tipi de evrilir, evrilir, en sonunda sorsan solcuyum der. muhafazakarlarla taşak geçer. iki kutup vardır ona göre. yobaz-modern. o moderndir, başını örten yobaz. namaz kılan yobaz. kendi gibi olmayan hep yobaz. kendinde gördüğü her şey iyiden taraf. süpermen gibi bi şey. kusursuz, mükemmel, manyak ötesi ve dehşetengiz.

işte efendim böyle mallar var. adam kahrolsun kapitalizm diyor. kapitalizm ney la? deyince yamulur. ee hacı nası bi ekonomik sistemi tasavvur ediyorsun kafanda dersin. deniz baykal gibi yamulur. kahrolsun kapitalizm der, ama görebileceğin en "tek tipleşmiş" kişilerden birisidir. yaz oldum mu çeker conversi ayaklara (all star olacak en az 100 lira verilmiş olacak) bi kapri giyer kıçına, nike dişörtü üstünde, kafada 250 gram hobby jöle.

hatunu starbucks’a götürür. malbora cigarası içer. yapar eder.

yapmasın mı? hayır yapsın. ama efendi olsun. sırf solcular küfrediyor diye turgut özal bahsi geçince ağız dolusu küfür eder. "bizi borç batağına sapladı heheh" der. ama bilmez ki bugün msn’den gecenin bir vakti hatun kaldırıcam diye uğraşabiliyorsa bu turgut özal sayesindedir. bilgisayarı, elektriği, telefonu, yolu onunla görmedi mi lan bu ülke?

küçük gördüğümüz tayyip erdoğan da duble yol manyağı yaptı bizi. şimdi kelleyi koltuğa almadan basıyoruz 160-170 yollarda. bassana tek şeritken amına koyim. yemedi mi? ecevit ne yaptı, baykal ne yaptı, demirel ne yaptı?

iktidar ne yaptı, muhalefet ne yaptı? icraata bakmaz. çünkü mühim olan ideolojidir. kemalizm söz konusuysa gerisi teferruattır çünkü.

çünkü dünya böyle güzeldir. öyle zanneder. kabuğunu kıran civciv kadar olamaz.

bak gene tarif ettiğim gibi ol. ama bilmeden etmeden reca ederim sus. önce o kafaya reseti çek öyle gel. benim dergahım umutsuzluk dergahıdır. mevlana değilim ben. bu ülkeden bi bok olmayacağı umutsuzluğundayım dostlar.

sana inat hurriyet milliyet gazetesi alacagiz

chp deniz baykal'dan kurtulunca türk solunun çoşacağı avuntusuyla yaşayan dıngılların zihniyetidir. bakınız dingil demiyorum. dıngıl. yeni buldum güzel kelime.

oynadigi bir rolun uzerine yapismasi

gün geçmiyor ki bir dizi yayından kalkıp diğeri başlamasın. böyle bazı karakterler var, oyuncuya karakter öyle bir yapışıyor ki, kralı gelse söküp atamaz.

bir çok örnek vermek mümkün. şimdi oktay kaynarca'ya çakır diyoruz di mi halk arasında. icabında cenaze namazını kılıyoruz. böyle lanet bir yapışma var mıdır? insanımız niçün bu kadar maldır diye yıllar yılı kendime sordum durdum.

ama dostlar benim de başıma bu tipten öyle bir iş geldi ki. yıllar evvel henüz ben minicik bir çocukken yayınlanan bir dizi vardı. ferhunde hanımlar. kötü günlerdi. hem de çok kötü. işte o dizide bir yan karakter vardı. adı meftune idi dizide. izleyenleriniz bir çırpıda hatırlayacaktır.

işte o kişi iddia ediyorum dünyanın en iğrenç sesli insanıdır. aman allahım böyle bir tonlama, böyle bir konuşma, bir bezgin tavır. işte bu oyuncuyu şu sıralar seyrettiğim fason diziler arasında yer alan "yol arkadaşım" dizisinde gördüm. yine bir yan roldeydi.

ama meftuneydi işte. öyle olmalıydı. ne yaptım ettimse kendime söz geçiremedim. çok uğraştım, çabaladım, ama vazgeçemedim. ferhunde hanımlar dizisinin 150753 bölümünde meftune olarak gördüğüm bu karakter, zihnime öyle bir kazınmış ki, ne yapsam şu deli gönlüme söz geçiremiyorum.

sayın dizi yapımcıları. hatta ne sayını. lan, dizi yapımcıları. adam olun. aklınızı almıyım. böyle karakterler yaratıyosunuz. insanları şartlandırıyorsunuz. pavlovun köpeği gibi olduk lan şerrolar. ya böyle karakterler yaratmayın, ya da bir kere yarattınız mı? o karakter bütün dizilerde aynı olsun. mesela diziler arasında geçişlilik varmış gibi. hani birol güven çok severdi mesela öyle şeyleri. ayrılsak da beraberiz dizisinde de çocuklar duymasında da aynı temizlikçi kadın oynuyordu mesela. bakın gerçek sanat budur. bak mesaja bak. geçişliliğe bak. atılan köprüye bak. ondan sonra lostmuş mostmuş, çok iyi kurguymuş bilmemne. seyretmeyin böyle şeyleri.